2027: Yapay Zeka Kıyametinin Başlangıcı mı? Umarım Farkındasınızdır!

17.08.2025
Selahattin ÇEKİÇ Selahattin ÇEKİÇ

Merhaba değerli Samsun Son Dakika okurları. Bugün sizlerle, elimizdeki akıllı telefonlar kadar bize yakın, ancak sonuçları itibarıyla bir meteor çarpması kadar yıkıcı olabilecek bir tehlikeyi konuşmak istiyorum. Konumuz, Silikon Vadisi'nin tam kalbinden, bir zamanlar Google'ın en yenilikçi projelerini yöneten bir ismin, Mo Gawdat'ın tüyler ürperten uyarısı: 2027'den itibaren insanlık, 15 yıl sürecek bir yapay zeka distopyasına giriyor.

Bu bir komplo teorisi değil. Bu bir bilim kurgu filmi senaryosu da değil. Bu, teknolojiyi bizden çok daha iyi bilen, onun doğasını ve potansiyelini bizzat şekillendirmiş bir "içeriden" gelen bir feryat. Gawdat diyor ki, yapay zeka kontrolümüzden çıkmak üzere ve bu süreç, bildiğimiz toplumsal düzenin temellerini sarsacak. Özgürlük, gerçeklik ve hatta insan olmanın anlamı masaya yeniden yatırılacak.

Peki, bu ne anlama geliyor? Bu tehlike neden bu kadar yakın ve neden çoğumuz hala bunun farkında değiliz?

Gelecek tahminlerime geçmeden önce, mevcut duruma bir bakalım. Yapay zeka, bugün zaten hayatımızda. Bankacılık işlemlerimizi yönetiyor, sosyal medyada ne göreceğimize karar veriyor, hatta bu yazıyı yazdığım kelime işlemcisinin dilbilgisini düzeltiyor. Ancak bu, buzdağının sadece görünen kısmı. Tehlike, yapay zekanın kendisi değil. Tehlike, Gawdat’ın da belirttiği gibi, "mevcut toplumsal sorunları ve insan aptallıklarını büyüten bir araç" haline gelmesi. Kâr hırsıyla yanıp tutuşan şirketlerin ve kontrol arzusuyla dolu hükümetlerin elinde, bu teknoloji, insanlığın yararına değil, bir avuç seçkinin çıkarına hizmet eden bir silaha dönüşüyor.

İşte bu noktada, bir köşe yazarı olarak benim gelecek tahminlerim ve endişelerim başlıyor:

1. Gerçekliğin Ölümü ve "Dijital Hayaletler" Çağı: Unutun deepfake videolarını. Çok yakında, ölmüş bir yakınınızın sesinden sizi arayıp para isteyen dolandırıcılarla karşılaşacağız. Siyasi liderlerin ağzından, hiç söylemedikleri sözleri duyup iç savaşların eşiğine geleceğiz. Gördüğümüz, duyduğumuz hiçbir şeye inanamadığımız bir "gerçeklik krizi" kapıda. Herkesin şüphe içinde yaşadığı, kimsenin kimseye güvenmediği bir toplumda, sosyal bağlar nasıl ayakta kalır? Samsun sokaklarında yürürken gördüğünüz bir olayın bile, birileri tarafından dijital olarak manipüle edilmediğinden nasıl emin olacaksınız? Bu, toplumsal bir deliryum halidir.

2. "Gereksiz İnsan" Sınıfının Doğuşu: Gawdat'ın uyarısındaki "işten çıkarmalar artıyor" ifadesi, bir başlangıç. Otomasyon tsunamisi sadece fabrikadaki işçiyi değil, ofisteki beyaz yakalıyı, muhasebeciyi, avukatı ve evet, biz gazetecileri bile tehdit ediyor. Milyonlarca, belki de milyarlarca insan, ekonomik sistem için "gereksiz" hale geldiğinde ne olacak? Bu insanlar nasıl geçinecek, nasıl bir amaç bulacaklar? Bu durum, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir sosyal patlamanın fitilini ateşleyebilir. Samsun'un bereketli topraklarında çiftçilik yapan kardeşimiz de, limanda çalışan emekçi de, üniversitede okuyan gencimiz de bu tehdidin tam ortasındadır.

3. Özgürlüğün İllüzyona Dönüşmesi: Yapay zeka, devasa veri setlerini analiz ederek davranışlarımızı bizden daha iyi tahmin edebilir hale geliyor. Ne zaman acıktığımızı, neye üzüldüğümüzü, kime oy vereceğimizi bilen algoritmalar… Bu bilgi gücüyle, "özgür irade" dediğimiz şey, bize ustaca sunulan seçenekler arasından birini seçme illüzyonuna dönüşecek. Reklamlarla başlayan bu manipülasyon, siyasi tercihlerimize ve hayat kararlarımıza kadar uzanacak. Biz özgür olduğumuzu sanarken, aslında bir avuç teknoloji devinin yazdığı senaryonun oyuncuları olacağız. Peki, Çözüm Ne? Kıyamete Hazırlanmak mı?

Hayır. Karamsarlık bataklığına saplanmak çözüm değil. Mo Gawdat da çözümün altını çiziyor: Teknolojinin kendisini değil, kullanım şekillerini düzenlemek zorundayız. Yapay zeka tıpta devrimler yaratabilir, iklim krizine çözümler bulabilir, bilimin sınırlarını genişletebilir. O, sadece bir araç. Çekici de, atom bombasını da aynı demirden yapabilirsiniz.

Umarım herkes farkındadır ki, şu an tarihi bir yol ayrımındayız. Ya bu teknolojinin, insanlığın ortak faydası için, etik kurallar ve sıkı denetimlerle gelişmesine izin vereceğiz ya da birkaç şirketin insafına bırakıp, Gawdat'ın öngördüğü o karanlık geleceğe doğru sürükleneceğiz. Bu mesele, sadece Ankara'daki politikacıların ya da Silikon Vadisi'ndeki mühendislerin meselesi değildir. Bu, sizin, benim, hepimizin meselesidir. Çocuklarımızın nasıl bir dünyada yaşayacağının meselesidir. Bu konuda daha çok konuşmalı, daha çok okumalı ve yöneticilerimizden şeffaflık ve acil eylem talep etmeliyiz.

2027 kapıda. Gözlerimizi açıp yaklaşan fırtınaya hazırlanacak mıyız, yoksa uyumaya devam edip kendimizi distopyanın tam ortasında mı bulacağız? Karar bizim.

Kalın sağlıcakla.