Zor Zamanlarda Ayakta Kalmak

08.02.2026
Serkan Yazıcı Serkan Yazıcı

Son dönemde Samsun’da iş dünyasını yakından takip eden herkes aynı tabloyla karşılaşıyor. Birçok firma iflas ediyor, bazıları konkordato ilan ediyor, kimileri ise sessizce kepenk kapatıyor. Ne yazık ki, sorumluluk almadan ortadan kaybolan firma sahiplerine de tanık oluyoruz.

Bu tablo yalnızca bireysel hataların değil, ülke genelinde hissedilen ekonomik şartların doğal bir sonucu. Artan maliyetler, daralan piyasa, tahsilat sorunları ve bozulan nakit akışları; yıllardır ayakta duran firmaları bile zor duruma sokuyor.

Özellikle üretim, inşaat ve bu sektörlerle bağlantılı alanlarda zincirleme bir etki yaşanıyor. Bir firmanın ödeme dengesinin bozulması, arkasından onlarca işletmeyi etkiliyor. Güven azalıyor, vadeler kısalıyor, ticaret yavaşlıyor.

Bu zor dönemi daha da ağırlaştıran önemli unsurlardan biri ise finansmana erişimde yaşanan ciddi daralma. Son aylarda bankalar tarafından ticari kredi kartı limitlerinin kısıtlanması, işletmelerin günlük ticari akışını doğrudan sekteye uğratıyor.

Bugün kredi kartları birçok firma için lüks değil; mal tedarikinden vergi ödemelerine, işletme giderlerinden kısa vadeli nakit yönetimine kadar ticaretin temel araçlarından biri hâline gelmiş durumda. Limitlerin düşürülmesi ya da tamamen kapatılması, firmaların elini kolunu bağlayan bir uygulamaya dönüşüyor.

Bununla birlikte, ticari kredilerin büyük ölçüde kapalı olması ve açık olan kredilerde faiz oranlarının son derece yüksek seviyelere çıkması, işletmelerin hareket alanını neredeyse tamamen ortadan kaldırıyor. Krediye ulaşamayan firma yatırım yapamıyor, üretimini sürdüremiyor, hatta mevcut işini korumakta bile zorlanıyor.

Finansmana erişimin bu denli kısıtlandığı bir ortamda, firmalardan yalnızca “ayakta kalmaları” bekleniyor. Oysa ticaret; üretim, istihdam ve risk almayı gerektirir. Bugünkü şartlarda risk almak bir yana, hayatta kalmak bile başlı başına bir mücadele hâline gelmiş durumda.

Elbette zor zamanlar, aynı zamanda iş ahlakının, kurumsallığın ve duruşun da test edildiği dönemlerdir. Bugün ayakta kalan firmalara baktığımızda; plansız büyümeyen, nakit akışını yöneten, borcunu saklamayan ve zor zamanda sorumluluktan kaçmayan işletmelerin bir adım öne çıktığını görüyoruz.

Unutulmamalıdır ki; iflas etmek bir sonuç olabilir, ancak kaçmak bir tercihtir. Ticaret yalnızca kazanç zamanlarında değil, zor zamanlarda da sorumluluk gerektirir.

Bankacılık sisteminin ve ekonomik karar vericilerin de bu gerçeği göz önünde bulundurması gerekir. Finansal sistemin görevi yalnızca riskten kaçınmak değil; kontrollü ve sürdürülebilir şekilde ticaretin devamlılığını sağlamaktır.

Bugün kredi kartı limitlerini kısmak, kredileri kapatmak ve faizleri yükseltmek; sorunları çözmekten çok, erteleyen ve derinleştiren bir yaklaşım hâline gelmiştir. Bu politikalar, zaten zorlanan firmaların imkânlarını daha da daraltmaktadır.

Bu süreç elbette geçecektir. Ekonomi döngüseldir. Ancak bu dönemden sonra ayakta kalanlar; yalnızca sermayesi güçlü olanlar değil, itibarı, duruşu ve sorumluluğu güçlü olanlar olacaktır.

Zor bir dönemden geçiyoruz. Ama doğru adımlar atılır, finansmana erişimde denge sağlanır ve ticaret desteklenirse; yarın, bugünden daha sağlam temeller üzerine kurulabilir.